The Secret World
The Secret World, bütün gizemiyle sizleri bekliyor.
Cadıların bütün sırları ortaya çıkacak! Hadi Durma Sen de Katıl Aramıza!



 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nina Calvenova

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nina P.J.V.K. Calvenova



Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 13/06/10

MesajKonu: Nina Calvenova   Paz Haz. 13, 2010 6:25 pm

GÖLGELER VE YANSIMALAR:

Akıp giden pervasız kalabalığa dalıyordu gözleri... Titreyen gözbebekleri, onları çevreleyen buğuyla, kalın bir sis tabakasıyla kuşatılmış geceyi andırıyordu. Yüzüne kararlı ve özgüven dolu bir hava veren ve normalden biraz daha uzun olan burnu, keskin soğuğun etkisiyle kıpkırmızıydı... Elleri beyaz kapitone montunun ceplerinde yürüyor, gözleri tanıdık bir yüz ararcasına kalabalığın üzerinde dolaşıyordu. Bunca kalabalığın ortasında nasıl da yalnız hissediyordu kendini! Nasıl da küskün, çaresiz, öfkeli... Öfkesi her alevlendiğinde soğuktan hissizleşen yanakları alev alev yanıyor, gözleri daha da bulutlanıyor, kapitone montun ceplerindeki küçük elleri yumruk halini alıyordu. Ve asi karakterini belli edercesine, her iç sancısında daha da yukarıya kalkıyordu başı. Gözleri bulutlara dokunuyordu sessizce. Paris'in bulutları sakindi. O koyu sis tabakasına rağmen sakin... Aslında bu sabah, Paris'in evleri, insanları hatta içine karıştığı çılgınca akıp giden kalabalık dahi sakindi. La Tour Eiffel* bile sakindi. Gözleri her günkü kalabalığın ve tükenmek bilmeyen insan selinin aksine sessiz ve yalnız olan kuleye bir an takılıyor. Beş dakika sonra da kuledeki kafelerden birinde Café Latte içerken buluyordu kendini. Café Latte'yi yumuşak ve rahatlatıcı tadından dolayı seviyordu. Ve ileride bir kafe açması gerekebilirdi bu yüzden. Öyle çok öfkeleniyordu ki -özellikle son günlerde- Café Latte'ye şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Annesine olan öfkesi yatışma yolunda ufak adımlar atmaya başlamışken cep telefonunun o sinir bozucu melodisi tırmaladı kulaklarını. Aldırmaz görünmeye çalıştı önce fakat bu melodi direnişi imkansız kılıyordu. Nihayet beşinci çalışta telefonu hırsla çantasından çıkarıp sesi boğmak için var gücüyle sıktı avucunda. Ani bir kararla kulağına götürüp kabul düğmesine bastı hemen ardından.
- Reléne?

Diyordu telefonun diğer ucundaki ses bıkkın bir tonlamayla.
- Beni! Bir kez olsun. Rahat bırak. Féliane!
Sesinin yeterince sert çıktığını umdu. Fakat telefonun diğer ucundan kulağına çarpan alaycı kahkaha umdunu boşa çıkarıyordu.
- Biliyor musun tatlım? Dedi Féliane aynı küstah tonlamayla.
- Çok ama çok sinirlisin. Sonra birden ciddileşti.
- Ama, inan bana, annem daha sinirli. Şu anda çıldırmak üzere.Çıldırmak üzere çünkü, yarım saat sonra katılması gereken önemli bir resital var ve küçük kızı sokaklarda sürtüyor!
- Tanrım! Féll, sen tam bir... tam bir pisliksin. Ve ben sokaklarda falan sürtmüyorum.
- Sürtüyorsun!
- Hayır, sürtmüyorum!
- Öyleyse, ne yapıyorsun?
Bu soru karşısında duraksadı Shirel. Sahi, ne yapyordu? Güçlükle yutkundu. Sesini toparlayabilmek için arka arkaya birkaç defa öksürdü ve:
- Ben... bir kafede oturuyorum. Diyebilidi.
- İyi, şimdi de o kafeden çıkıp son sürat eve geliyorsun. Tamam mı? On dakikan var!
İtiraz etmek için ağzını açtığında Féliane teleonu çoktan kapatmıştı. Hırsını telefondan çıkarmak istermişçesine onu parmakları arasında sıktı ve çantasına fırlattı. Çantasını koluna takıp kulenin medivenlerini paldır küldür indi ve eve doğru son sürat yola koyuldu.


--------------------------- RESİTAL: ------------------------


Shirel, kendileri için ayrılan masaya doğru ilerlerken dişlerini sıktı. Tüm bu protokollerden ve resitallerden nefret ediyordu. Onun bu halini gören Féliane sırıttı.
- Vahşi bir hayvan gibisin, Shirel!
Hışımla ablasına döndü ve gırtlağının tüm gücüyle bağırdı:
- Asıl hayvan olan sensin! Mağarana dön ve beni de rahat bırak!
Bu sert tepkiden ürken Féliane sustu. Bu arada duyan oldu mu endişesiyle çevresine bakınmayı da ihmal etmedi. Shirel ise masadan kalktı ve salonun sağında bulunan, taş oyma bir kapıdan geçmek suretiyle girilen geniş balkona yöneldi. Oymalarla süslü kapıdan geçip korkuluklara yaklaştı. Dirseklerin korkuluğa dayadı ve dolunayı seyretmeye koyuldu. Gözleri, gölgelenmiş ve büyüleyici dolunaya sabitlenmiş bir halde öylece kaldı. Öyle ne kadar durduğunu bilmiyordu fakat kapı gıcırtısının onu fena korkuttuğunu biliyordu. Oymalı kapı hiç zorlanmadan açılmıştı ve karşısında yabancı bir kadın duruyordu. Çok ama çok güzel bir kadın... Tepesinde topladığı simsiyah saçları pürüzsüz beyaz teniyle hoş bir zıtlık oluşturuyordu. Başını eğerek hafifçe gülümsedi.
- Merhaba, Shirel.
- Ben, ben sizi tanımıyorum
.
Son heceyi güçlükle telaffuz edebilmişti. Bu yabancı kadın onu büyülüyor, konuşmasını imkansız hale getiriyordu.
- Ama ben seni tanıyorum. Dedi kadın o şahane gülümsemesiyle.
- Ve tatlım, seni çok üzgün gördüm bu akşam. Belki konuşmak istersin?
Shirel de böyle bir talep için can atıyordu zaten. İçini boşaltmaya ihtiyacı vardı. Uzun zamandır içinde tuttuğu tüm her şeyi anlattı bu yabancıya. Annesinin bir tiyatrocu olmasından ve sürekli resitallere katılmasından ne kadar rahatsız olduğunu anlattı. Bbasının ölümünden bahsetti sonra. Onu kaybettiği gün yapayalnız kaldığını söyledi. Tüm bu olaylara ve içinde bulunduğu çıkmaza olan nefretini bir kez daha vurguladı ve sustu. Yabancının anlayışlı bir gülümsemeyle kıvrılan dudakları nihayet kıpırdadı ve:
- Tüm bunları geride mi bırakmak istiyorsun, Shirel? Diye sordu.
- Evet! Diye karşılık verdi bıkkın bir ses tonuyla.
Yabancı bir kez daha anlayışla gülümsedi ve elini uzattı.
- Öyleyse benimle gel.
- Ne? Nereye
- L'Attente Paradise'e...*

Shirel "hayır" anlamında başını salladı.
- Daha sizi tanımıyorum bile...
- Ama, tanıyacaksın. Ben Lady Lavinia L'Arbre. Seni bekleyen cennetine* götürmeye geldim.
Shirel vurgulu bir alayla sordu:
- Peki, ne bu bekleyen cennet?
Yavaş yavaş karşısındakinin deli olduğuna hükmediyordu. Ne tuhaf bir kadındı. Mükemmel görüntüsüne rağmen katıksız bir aptal olduğunu düşünüyordu artık.
- Bir vampir okulu...
Shirel, alaycı bir kahkaha kopardı ve sesine yansıtmaktan çekinmediği aynı alaycı tonla:
- Öyle mi? Peki, benim ne işim var bir vampir okulunda? Diye sordu. Karşısındakinin mutlaka aklından zoru vardı. Fakat yabancı bu alaycı tutuma aldırmadan cevapladı soruyu:
- Çünkü, sen bir mavi damarlısın.
- Neyim, neyim?
- Mavi damarlı...
- O da ne demek?
- Lacivert gecenin asilleri demek.
- Peki o ne demek?
Diye sordu Shirel. Sabrı tükenmeye başlıyordu.
- Bak, Shirel, diye söze başladı Lavinia.

"Her insan doğadan aldığı enerjiyi barındırır üzerinde. Yaratıcı'nın doğaya bahşettiği mükemmel enerjiden her fert, payına düşeni alır. Bu enerji ona, ruhsal gücünü açığa çıkarma imkanı verir. Bir insan enerjisinin büyük kısmını geceden alırsa gecenin tekin olmayan gücüyle dolar ve zayıf kanı bu gücü karşılayamadığından kana gereksinim duyar. O zaman ona "vampir"denir. Pek çok vampir türü vardır. Benim dünyamdaki vampirler gecenin saf gücüyle doludur ve onunla bütünleşmiştir. Ve ayın fazlarına göre sınıflandırılırlar. Dolunay sırdaşları, içlerinden en güçlü olanlarıdır. Çünkü dolunay en güçlü ay fazıdır. Hilal sırdaşları, ikinci sırada gelir. Gizemli hilalin tüm sırlarını üzerlerinde taşırlar. Sözleri keskin ve etkileyicidir. Bilgelikte dolunay sırdaşlarına eşdeğerdirler. Üçüncü sırada ilk dördün sırdaşları gelir. Onlar doğuya dönüktür. Bu yüzden cesur, adaletli ve anlayışlıdırlar. Son dördün sırdaşları batıya dönüktür. Sevecen, hoşgörülü ve narindirler. Bir vampirin uyanışı hangi fazda gerçekleşirse o sınıftan kabul edilir. Uyanmaya hazır insanlar L'Attente Paradise'e götürülür. Hayatlarının cenneti, orada onları bekler. L'Attente Paradise, yeni uyanmışları, fazlarına göre yetiştirmeyi amaçlar. Benimle gel ve bana inan, inan çünkü dolunay yüzünde parlıyor..."

Sözlerini bitiren Lavinia derin bir nefes aldı ve elini tekrar uzatarak sordu:
- Şimdi, benimle geliyor musun?
Ne demekti bu cidden? Tam sinirlerinizin tavan yaptığı bir gecede, sakinleşmek için balkona çıkıyorsunuz, sonra esrarengiz bir kadın gelip ömrünüz boyunca duymadığınız ahmakça efsanelerden söz ediyor.
- Korkarım ki hayır madame.
Karşılık vermeye çalışırken hafif bir kahkaha krizine tutuldu. Fakat bunun olası bir sinir krizinin habercisi olduğu belliydi. Gözlerini kırpıştıran Lavinia, anlamaz bir ifade oturttuğu suratını daha da buruşturarak:
- Anlamıyorum, diye mırıldandı.
- Ben, daha önce senin kadar direnen birini daha görmedim. İlginsin... Reléne.
Küçümser ifadesi tüm yüzünü kaplarken iğreti bir gülümsemeyle dudakları kıvrıldı.
- Yanlış yapıyorsun Uyanışçı.
Ta-taaam, sürpriz! Berbat gecesine bir davetsiz misafir daha!
- Bence siz bayanların bulunduğu bir ortama davetsiz girmekle yanlış yapıyorsunuz monsieur...
Shirel'in dişlerinin arasından kopan bir söz yığını değil, bir nefret tıslamasıydı. Yabancılardan nefret etmişti daima. Kendinden nefret etmesinin tek nedeni, benliğine yabancı oluşuydu belki de.
Fakat oymalı kapının önünde duran uzun, çok uzun boylu ve yine uzun dağınık saçlı adamın ona aldırdığı yoktu. Geceyi üşüten bir soğuklukla gülümsüyor, gecenin lacivertine bürünmüş gözleri, ölümcül bir güzellkikle parlıyordu.
- Reléne!
Buyurgan ses tonu, Lavinia'nın taşıdığı tüm endişelerden uzak, soğuk ama yumuşak, tıpkı kar gibiydi. Tıpkı teni gibi...
"Dolunay onun yüzünde parlıyor." diye düşündü Shirel. Ve pervasız kahverengi gözleri, utangaç bir genç kız titrekliğiyle hareketli, adamın gece rengi gözlerine sabitlendi.
- Bir mavi damarlıyı cennete bağlayan bunun haricinde şeyler vardır.
Bu sözleri söylerken uzun beyaz parmaklarıyla Lavinia'yı işaret ediyordu.
- Ne gibi?
Shirel sesinin bu kadar zayıf çıkacağını şüphesiz tahayyül etmemişti. Güzel başı utançla öne eğilirken acıyla inledi.
- Alejandro!
Çok uzun boylu ve uzun saçlı esrarengiz adam. Onun için böyle bir tanımlama yaparken zihnini acıdan uzak bir anıya odaklamaya çalışıyordu. Her ne kadar böyle bir anıya sahip olmasa da...
Lavinia adamın adını bir kez daha tekrarlayarak öne atıldı. Oysa Alejandro, onu tek bir el hamlesiyle savuşturabilecek güce sahipti. Shirel acıyan bileğine doğru eğilerek çığlık attı.
- Gördün mü tatlı Héléne?
Ona ikinci adıyla hitap eden Jandro, bileğini çevreleyen lacivert-mor halkanın etrafında buz gibi parmağını dolaştırırken şeytani bir gülümseme dolgun dudaklarını araladı.
- Gece seni kendine kelepçelemiş adeta. Bu durumda gitmekten başka bir çare düşünemezsin!
Dişleri... kusursuz ve bembeyazdı. Aynı zamanda keskin. Shirel'in korkuyla açılan gözleri o dişlere takılıp kaldı bir an. Yalnızca bir an, ona bir asır gibi uzun gelen bir an. Sonra umutsuz bir çırpınışa eşlik eden titrek bir haykırış duyuldu.
- Siz manyaksınız! İkiniz de. Rahat bırakın beni! Yemin ederim ki, kafayı yemişsiniz. Kimse sizi bu aptal vampir fetişinden vazgeçiremez ve kudurmuş manyaklar gibi beni öldürmeye kalkıyorsunuz! Üstelik bir piyano resitalinde!
Shirel, soluğunun tükendiğini haber veren acı yanmayı bastırmak için yutkundu.
Jandro ise pek umursamışa benzemiyordu. Kusursuz kaşlarını alaycı bir tavır ile kaldırarak:
- Crimé a Paris mademoiselle? Ah non, jamais*,diye mırıldandı ve genç kızın bileğini bir mengene gibi sıkan parmaklarını gevşeterek sol elini onun boynuna doladı. Küçümseyen bir alayla aralanmış dudaklarını onun boynuna bastırdı ve sıkıca kavradığı genç kızın bedeninin acıyla kasılmasını umursamadı. Shirel'se delice bir acıyla kıvranıyor lâkin çırpınmak için gereken gücü kendinde bulamıyordu. Sivri dişler boynunu esir alırken gücü tükendi ve bedenini incitmekten korkarcasına boşluğa bıraktı. Fakat sırtı mermerin delice soğuğunu hissetmedi. Onu yerine mermer pürüzsüzlüğünde ve gece kadar soğuk bir çift el onu sırtından kavrayarak kaldırdı ve ayakları yerden kesildi. Gözlerini açık tutmaya yeten son enerjisi genç vampirin gece rengi gözlerinde erirken taş duvarlar derin bir iç çekişin yankısıyla titreşti...

__________________________

L'Attente Paradise. (Fra.) Bekleyen cennet.
Crimé a Paris mademoiselle? Ah, non jamais. : Paris'te cinayet mi hanımefendi? Ah, hayır asla.

NOT: Bu başka bir sitede yaptığım ham RP'nin geliştirilmiş biçimidir. Ayrıca sitemin ana kurgusunun çıkış noktası denebilir. Ayrıca bu bilgi rahatlıkla kanıtlanabilir.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nina Calvenova
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
The Secret World :: KARANLIK MAHZEN-
Buraya geçin: