The Secret World
The Secret World, bütün gizemiyle sizleri bekliyor.
Cadıların bütün sırları ortaya çıkacak! Hadi Durma Sen de Katıl Aramıza!



 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 C. Montaé

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Columbine Éditta Montaé

avatar

Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 14/05/10

MesajKonu: C. Montaé   C.tesi Mayıs 15, 2010 1:01 pm

Tatlı ve ferah bir hava saçlarımı tarıyor, yüzüme çarpan hafif esintiler beni serinletiyordu. Ilık bir yaz akşamında kimsenin olmadığı yerlerde gezinmek belki de yaptığım en iyi şeydi. Eski, terk edilmiş bir sokaktaydım. Pek fazla ışık yoktu, yalnızca dükkân sahiplerinin yaktığı gaz lambalarıyla loş bir ışık yayılıyordu. Elimde bir iki kabı yırtık kitap vardı, kucağıma sarmaladığım tuhaf bir palto ile. Sokağın hafif korkutucu bir havası vardı ve dükkânların kapılarında kuyruklarından asılmış ölü kediler vardı. Midemi bulandıran rahatsız edici kokunun sebebini buradan anlamıştım. Geldiğime pişman olmuştum. Daracık ve sonu gelmez bir sokak içinde, ne yaptığımdan habersizdim. Nadiren yaşlı adam kahkahaları duyuyordum. Bu içimi biraz bile olsa rahatlatıyordu. Burada yalnız değildim. Fakat beni şaşırtan bu berbat kokunun onları rahatsız etmemesiydi. İlerledikçe koku artmaya başlamıştı. Bir yerlerde kedilerin öldürülüp atıldığı bir çöp olduğundan şüpheleniyordum. Koku ne kadar artsa bile sebebini öğrenmek istedim. Oldukça eskiye benzeyen bir restoran gözüme çarptı. Yolumun çaprazındaydı ve diğer dükkânlara göre en aydınlık burası görünüyordu. İçeride sallanan ahşap koltukta oturan bir adam vardı. Hasır şapkasıyla tüm yüzünü kapatmıştı. Dükkânın kapısından girerken fazla ses çıkarmamaya dikkat ettim ve yavaşça adamın yanına yaklaştım. Ses çıkarmıyordu, ancak birkaç saniye sonra bir iskelete benzeyen korkunç eliyle kolumu tutmaya çalıştı.

Kolumu çekmeye çalıştım fakat kolumun kırılacağını hissettim. İnanılmaz bir güçle kolumu sarstı ve hasır şapkasını yukarı kaldırmaya çalıştı. Şaşkınlıkla ve korkuyla adamın ne yaptığını izliyordum. Kolumu tuttuğu yerde elinin derin bir izi kalmıştı. Canımın yanmasına aldırmadan kaçmak istedim. Bana yardım edebileceğini sanmıyordum ve böyle yaşlı bir elin nasıl bu kadar güçlü olabildiğine de bir anlam veremiyordum. Acıyan kolumu elimle tuttum ve hızla arkamı döndüm. Arkamı döndükten sonra yalnızca bir ayak sesi ve bir yaratığın böğürtüsünü duyduğumu hatırlıyordum. Hızla ağzımı kapatan ve gözlerime siyah bir bez bağlayan güçlü bir yaratığı hissediyordum. Beni boğulmama yakın sürede sımsıkı tuttu. Öksürüklerim ve hıçkırıklarım birbirine karıştığında aniden yere düştüm. Arkama korkuyla baktım. Aniden kaybolan bir karartı gördüm. Kalbimin kaburgalarımı kıracak gibi attığını hissediyordum. Dehşetle yerden kalktım. Dükkândan kendimi dışarı atarken bir grup insanın “Geldiler, geldiler!” şeklindeki bağırışlarını duydum ve ardından “Kaçın!”

Kolumdan çekip beni de aralarına almak isteyen insanların yanında sersemlemiştim. Bir anda yaşadığım bu tuhaf gerginlikler yorgun düşmeme neden olmuştu. Yine de o kalabalığın içine karışıp buradan kaçmak istedim. Acıyan kolum git gide morarıyordu ve içine göçüyordu. Korkuyla etrafıma bakındım. Herkes yalnızca telaş içerisinde bağırıyordu. Terk edilmiş bir sokak olduğu konusunda da yanılmışım. İnsanlar dahil tuhaf varlıkların olduğu bir sokak. Belki bu yüzden kimse bu karanlık sokaklara gelmiyordu. Bir an yalnızca yerimde durup arkamı dönmek istedim. Gelen şey neydi? Beni boğan yaratık mıydı? Bu soruyu kendime daha yeni sorduğum için pişmandım. Herkes kaçarken dediğimi yaptım. Hiç kıpırdamadan bekliyordum. Herkesin gitmesini bekliyordum. Adeta fırtına halini almış o hafif esinti beni sürükleyip götürmeye çalışıyordu. Hava, görkemli gri toz bulutlarıyla kaplanmıştı. Sanki tek çıkış yolu ‘ölüm’ gibi… Birden ellerimin bomboş olduğunu fark ettim. Yere düştüğümde o kitapları ve paltoyu da düşürmüştüm. Kitaptaki önemli sayfaların gitmiş olmasına derin bir iç çekmek isterdim ama yerlere sürüklenen bedenimle bu imkânsızdı, savruluyordum. Umutsuzca yerden kalkmaya çalıştım. Ama beni yere batırırmışçasına bir kuvvet kemiklerime işliyordu. Dayanmaya gücüm kalmamıştı. Bir dükkânın tahtadan çitlerine sığınmıştım.
Ertesi gün, güneşin doğmasına yakın saatler…

Etrafımda yalnızca bulanık gölgeler ve beyaza bürünmüş tuhaf şekiller görüyordum. Gözlerimi hissiz ellerimle birkaç defa ovuşturdum. Görünen bulanık gölgelerin başımda dolanan tuhaf giyimli insanlar olduklarını fark ettim, beyazlar da duvar boyasıydı. Tanımadığım bu kişiler arasında ne işim vardı? Her birinin ateşi andıran gözleri vardı. İçlerinden yalnız birini tanıyordum, kendi kasabamda oturan genç kadın. Kadının adını çok az duymuştum ama her hafta kasabada gezerken görürdüm. Adını hatırlamasam bile şansımı denemek istedim. “Lucy?” diyerek kadının gözlerine baktım ama kadın tepkisizdi. Tekrar konuşabilmek için derin bir nefes almıştım ki aniden kaburgalarımın ciğerlerime battığını hissettim. Güçlüce öksürdüm, herkesin bakışları daha da merak uyandırmıştı. Beş saniye bile geçmeden başımdaki topluluğun arasından birisi bana o böğürtülü sesle “İyi misiniz, bayan?” dedi, evet bu o sesti.

Korkuyla adamın yüzüne bakıyordum. Yalnızca kaçmak istedim ama tüm kemiklerim o güçlü fırtınadan sonra incinmişti. Hatta çoğu eklemlerim alçıdaydı. Ben yine de korkuyla kıpırdanmaya çalışıyordum, “G-gitmek istiyorum!” diye haykırdım. Genç kadın diğerlerinin gitmesi için bir işaret verdi. Yalnızca o ve ben kalmıştık. Sakinlemiş bakışlarla “Burası neresi? Dün neler oldu?” diye bir süre afalladım. Kadın yanıt vermedi ama düşündüğünü biliyordum. Soruyu tekrar sormaya kalktığımda beni rengi solmuş elleriyle susturdu. Üstünde solmuş, siyah ve eski bir kıyafet vardı. O kadının bu kadar berbat giyinmesi ilk defa dikkatimi çekmişti. Elini itmek için yüzümü çevirdim. Kadın heyecanlı bir şekilde “Bayan Montaé, dün meydana gelen fırtınada babanız sizi aramaya çıktı. Babanızın ölüm haberini size söylemek istemedim. Orada olmanız büyük bir talihsizlikti. Sizi baygın bir halde bulduk, ve onlar geldiler…” der demez dehşetle kadına baktım. “Ba-bam? Öldü mü? Nasıl?! Kim geldi?!” diye saçmalamaya başlayınca kadın baygın bakışlarla tekrar ağzımı kapattı. “Bunu size veya başkalarına asla söylemezdim. Kimse bilmesin. Onun ölümünü yalnızca ben gördüm. Sizin yurda – yatılı okul aynı zamanda – verilmenizi istemiyorum. Benim yanımda yaşayacaksınız…”

Kadının hiçbir konuşmasını duymamıştım. İçten içe beni öldüren bu acıyla gözyaşlarına boğulmuştum. Kadının konuşmaya devam ediyordu, beni fark etmemişti. Gözlerimi silerken kadına bakarak “Yeter!” diye bağırdım. Tüm kemiklerim daha da ağrımaya başlamıştı. Kadın aniden susup ellerini yanaklarıma koydu. Hıçkırıklar içerisinde “Peki babamın cesedi nerede?” diye sordum. Kadın başını öne eğerek “O, yok…” cevabını verdi. Babam nasıl yok olabilirdi? Kadın merak ettiğimi anladı ve “Bak, az öncekilerin duymaması gerekli. Onlar… İşte gelenler onlar. Bunu sana daha sonra açıklayacağım…” diyerek odadan ayrıldı. Arkasından ağlamama daha da artmıştı. Bu gözleri kırmızıya yakın şekilde parıldayan, tuhaf sesli şeyler neydi? Hatırlayabildiğim yalnızca beni o dükkanda boğan yaratığın görkemli siyah gölgesi ve iri gözleriydi. Vahşi bir yaratık; ama hem insan hem yaratık. Kafam çok karışmıştı. Ağlamamın dinmesine yakın üstümdeki halsizlik azalmıştı. Babamı kaybetmemin verdiği acısıyla ve ne olduğu bilinmez yaratıkların içindeydim. Kendimi de kaybetmiştim. Ağlamam çare etmezdi, ağladıkça yalnızca vakit kaybediyordum…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clíodhna Clodagh

avatar

Mesaj Sayısı : 25
Kayıt tarihi : 23/04/10

MesajKonu: Geri: C. Montaé   C.tesi Mayıs 15, 2010 2:55 pm

100, tebrikler. Mavi ve morun zeytin yeşiliyle alakasını pek çözemedim gerçi ama geri kalan her şey mükemmeldi.

_________________
Some people say that I have the hearth of a child, I do, it's in jar on my desk.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
C. Montaé
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
The Secret World :: KARANLIK MAHZEN-
Buraya geçin: