The Secret World
The Secret World, bütün gizemiyle sizleri bekliyor.
Cadıların bütün sırları ortaya çıkacak! Hadi Durma Sen de Katıl Aramıza!



 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Frank Foulkes.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Hassan ibn Abu Ayyub



Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 08/05/10

MesajKonu: Frank Foulkes.   C.tesi Mayıs 08, 2010 6:23 pm

Hava o akşam ziyadesiyle soğuktu. Hogsmeade sokaklarında dolanan adamların dişlerinin takırdaması, Gellert'in kulağına dahi rahatlıkla gelebiliyordu. Bu durumdan etkilenmeyen, daha doğrusu bunu umursamayan Gellert ise Hogsmeade yollarında yürümeye devam etti. Hogwarts'a yaklaşabildiği kadar yaklaşacak; daha sonra tılsımları aşıp Büyücülük Okulu'nun arazisine ulaşacaktı. Tılsımları kırabilmek adına yaklaşması gerekiyordu. Eski dostu Albus, yani Albus Dumbledore'u bir konuda ziyaret etmesi gerekiyordu. Küçükken ayırdıkları yollarda Albus başka bir yöne sapmışken, Gellert hiçbir zaman vazgeçmedi. 'Çoğunluğun iyiliği için' sözü her zaman için ağzındaki şiarı oldu, uzun yıllarını araştırmaya adadı. Bu doğrultuda sık sık yandaşlar topladı, birilerini öldürdü. Ama hiçbir zaman vazgemedi ve şimdi, bugün bu konuma gelmişti ve artık bunu Albus'un da öğrenmesi gerekliydi. Neler yapacağını kendi adamlarına, hatta Leydisine dahi söylememişti; şimdi devamında Büyüce Dünya'nın neler göreceğini öğrenecek kişi Albus olacaktı. Hem, eski bir dostu da ziyaret etmiş olacaktı. O malum kavgadan beri görüşmüyordu hiçbir Dumbledore ile. Neticede, soğuk havaya meydan okurcasına ilerledi, Hogwarts ile Hogsmeade'yi ayıran tabelanın önüne gelip durdu bir süre. En son geldiğinde mevsim yazdı, Haziran ayında Müdür Dippet'i öldürmek için gelmişti buraya. Gerçekten zorlu bir rakipti, ama Gellert güçten fazlasına sahipti. Armando Dippet'in cesedinin ağırca yığılışı geldi aklına ve zaman kaybettiğinin farkına varıp, yokuştan yukarı çıkmaya başladı. Yarım saatlik bir yürüyüşün ardından varabildi Hogwarts'ın bulunduğu tepeye, devasa kapının önünde duruyordu işte. Mürver Asa'yı bulunduğu yerden çıkardı ve Hogwarts'a doğrulttu. Hogwarts'ın meşhur tılsımlarını kırmayı çözmüştü geçen yıllar içerisinde ve şimdi asasının gücü ile de, bunu başarmak yalnızca birkaç dakikasını alacaktı. Asasının belli hareketleri ve sözsüz olarak yaptığı büyüler sonucunda tılsım kırıldı bir süreliğine, o süre zarfında ise Gellert çoktan cisimlenmişti araziye. Bu, onun Hogwarts'a ilk girişiydi; lâkin yandaşlarından edindiği bilgiler sayesinde Müdür'ün odasına, Albus'un yanına nasıl gideceğini gayet iyi biliyordu. Suratında, göreni sinir edecek derecede rahat bir tebessümle ilerlemeye başladı Hogwarts'ın dış arazisinde, attığı her adımla şatoya daha da çok yaklaşıyordu, kendini göstermeye…

Şatoya girişi sağlayan kapıya geldiğinde, haşmetli yapıya bir baktı. Gayet güzeldi, en az tarihi kadar görüntüsü de ilgi çekiciydi Büyücülük Okulu'nun. Asasıyla kapıyı yavaş yavaş açtı ve geçebileceği kadar bir boşluk oluşunca da vücudunu Hogwarts'tan içeri attı. Tarihi taşlar merak uyandırıcıydı, burayı keşfetmek ve sırlarını öğrenebilmek adına saatlerini harcayabilirdi Gellert, ama şimdi yapması gereken vazifesi daha mühimdi. Birkaç adım attıktan sonra, Mürver Asa yerine Görünmezlik Pelerini'ni elde etmeyi diledi Gellert. Zira küçük öğrenciler Büyük Salon olduğunu tahmin ettiği bir yere doluşmakla meşgullerdi ve Gellert'i görebilecek mesafedeydiler. Diğer yandan, hiçbir profesör ortalıkta yoktu ve onlar da henüz birinci sınıftı, bu nedenle onu tanıyamazlardı. Bunun getirdiği rahatlıkla, oldukça olağan görünmeye çalışarak yanlarından geçip merdivenleri tırmanmaya başladı Gellert. Oldukça yorucuydu, zira merdivenler hareket ediyordu. Onların hareketlerini dondurmakla uğraşırken bir tablonun ona, burada olmaması gerektiğini, Hogwarts'a ait olmadığını söylediğini duydu. Asasını saniyesinde ona yönelten Gellert, gayet sakin bir sesle, "Incendio!" dedi tabloya doğru, isteği doğrultusunda çıkan ufak ateşle tablonun üstüne Ölüm Yadigârları'nın simgesini yakarak kazıdı.

Merdivenleri nihayet alt etmeyi başaran Gellert, en son durağa vardı: Kuleler. Kulelere çıkmak oldukça kolaydı, bir tanesinde de Dumbledore bulunmaktaydı. Müdür'ün odasını bir kuleye koymak oldukça mantıklıydı ve şimdi Gellert de oraya çıkıyordu. Albus'un bulunduğu kulenin merdivenlerini tırmanırken, eski dostunu ne derecede şaşırtacağını düşünüyordu. Geçen yıllar içerisinde artık eskisi gibi bir dost denemezdi ona, Albus bir melek kesilmişti adeta, çoğunluğun iyiliği misyonunu unutmuş, bu doğrultuda savaşmayı Ariana'nın ölümünden bu yana bırakmıştı. Ama artık bunlar önemli değildi, Grindelwald geçen zaman içerisinde Albus'a ihtiyacı olmadığını anlamıştı ve şimdi ondan daha güçlü bir büyücü olduğunu düşünüyordu. Şu an önemli olan, bu düşüncesini Albus'a da aşılamaktı.

Kuleyi tırmanmıştı işte, ama ulaştığı koridorun sonunda bir kapı veya geçit yoktu. Güzel bir kartal heykeli duruyordu yalnızca. Bu işte bir aldatmaca olmalıydı. Gellert, bozuntuya vermeden kartal heykeline doğru ilerledi. Bir şifre veya tılsım gibi bir şey olmalıydı, kartal bir kapı olabilirdi. Albus'un koyabileceği şifreleri düşündü, eski dostu acaba ne gibi şeyleri güvenliği açısından koruma kelimesi seçerdi? Ariana veya Aberforth'un isimleri olabilir miydi? Hayır, bu çok kolay olurdu. Düşündü, düşündü. Aklına gelen her şey Albus'un seçebileceği şeylerdi; lâkin aynı zamanda herkesçe bilinen şeylerdi. Sonra, aklı birden birkaç dakika öncesine gitti ve tabloya kazıdığı o ifadeler geldi aklına. İşte bu olmalıydı! Albus ile ortak saplantıları, Ölüm Yadigârları! Denemeye değerdi. Kısık sesi birkez daha duyulmaya başladığında, "Ölüm Yadigârları." dedi; ama yine işe yaramışa benzemiyordu. Daha yaratıcı olmalıydı. Ölüm Yadigârları üstünden türetilebilecek yüzlerce şey vardı. Sonra, en zor bilinenini denemeye karar verdi; yani Kardeşler'in isimlerini. "Peverell." söylemesiyle beraber kartal heykeli yerinde dönmeye başladı ve ardında bir merdiven olduğunu gördü Gellert. Hiç vakit kaybetmeden merdiveni tırmanıp Müdür'ün ofisine vardı. İleride yanan cılız bir ışık görebiliyordu. Işığın kaynağı olan ateşin önünde ise kim olduğunu bildiği bir siluet vardı. Uzun sakalları ve kırlaşmış saçlarıyla onu eski hâlinden ayırt etmek oldukça zordu. Birden bire, geçen kırk küsür yılı hatırladı Gellert ve kendinin de bu durumdan farksız olduğu kanısına vardı. Albus, ileriye dönüp kapıdan çıkmaya hazırlanırken; önünü kesti. Gellert'i karşısında görünce şaşırdığı yüzünden okunuyordu. Grindelwald ise gülümseyip, "Merhaba Albus, eski dostum." dedi sakin bir ifadeyle.


“Gellert, bu habersiz ziyaretinin nedenini öğrenebilir miyim? Kusuruma bakmazsan, yetişmem gereken bir şölen var.”
Albus hiç değişmemiş gibiydi. Evet, artık beyaz sakalların gizlediği yaşlı bir adamdı; lâkin durumun garipliğini olağanlaştırma çabası olarak oynadığı bilge rolü hâlâ aynıydı. Kırk yıldır görmediği Gellert'i karşısında görüyor ve ona, gayet sakin bir sesle hitap etmeye çabalıyordu. Bunun üstüne Gellert, Albus'un sorusunu yanıtlamadan önce gülümsedi ve eski dostuna baktı. Ziyaretinin sebebini soruyordu. Sebebi açıktı; narsist bir düşünce eşliğinde ona yapacağı yıkımdan, bilhassa 'temizlikten' söz edecekti. Ama tabii ki bu, uzun bir sohbet olacağı için Gellert, gelişinin sebebi hakkında Albus'u bilgilendirmekten öte, başka bir sebepten ötürü araladı ağzını ve, "Bu konuyu konuşmak için oturamaz mıyız? Misafirperverliğine ne oldu senin?" dedi. Sesindeki sakinlik ve rahatlık insanı uyuz ediyordu besbelli. Fakat Dumbledore gibi birine tesir etmezdi böyle şeyler. Gellert de onu etkilemeyi beklemiyordu zaten, cümlelerinin bitirir bitirmez, Albus'un buyur etmesini beklemeden daldı odanın içine ve Müdür masasının hemen önündeki koltuklardan birine oturdu. Albus da ağır adımlarla, Gellert'ten birkaç saniye sonra vardı yanına ve kendine ait devasa tahta geçti. Arkadaşı, birkaç dakika geçtikten sonra nihayet ayılmış olacak ki, asasının ufak bir hamlesiyle hem Gellert'in, hem de kendinin önüne birer kadeh ateşviskisi koydu. Bu zarif; ama aynı zamanda ağır içkiyi oldu olası severdi Gellert. Bundan dolayı, pek gecikmeden elini kendi kadehine götürüp, büyükçe bir yudum aldı. Sevdiği bu tadın yakıcılığını vurgulamak istercesine, aldığı yudumu boğazından aşağı götürürken seslice yutkundu. Gözleri yeniden Dumbledore'a kaydığında, onun da aynı işlemi gerçekleştirmekte olduğunu fark etti. Göz göze geldikleri ilk anda ise, konuşmaya başladı. "1899 yazıydı değil mi? En son görüştüğümüzde yani." Zamanı uzatabilmek için konuyu geniş bir açıya yaymakla kalmıyor, o talihsiz olayı Albus'un bir kez daha anımsamasını ve bir nebze şartellerinin atmasını sağlıyordu. Durumdan pek rahatsız sayılmazdı, suratında küstahça bir sırıtış vardı şimdi.

Dumbledore'un cevabı geciktirmesi, oldukça olağan bir vaziyetti. Zira hayatının dönüm noktası olan bir zamandan, müsvedde bir anıymış gibi bahsediyordu Gellert. Tabii bu Grindelwald'ın plânlayıp da uyguladığı psikolojik bir saldırıydı. Gecenin ilerleyen vakitlerinin daha eğlenceli geçmesini sağlayacaktı bu hareketi. Yoksa o da uzun yıllar boyu pişmanlık duymuştu Ariana'nın ölümüne. Ama bunun üstünden çok vakit geçmişti ve Grindelwald, kısmen duygusuz bir hâl almıştı. Hem zaten, buraya Albus ile beraber oturup Ariana'nın anısına ağlayıp mum dikmeye gelmemişti. Ateşviskisinden bir ikinci yudum alırken bakışlarını Albus'a kilitlemişti. Yüzündeki sinsilik, apaçık belli oluyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cecilia Boudlaire
Kadim On Üçler Divanı Uluslararası Heyet Başkanı
Kadim On Üçler Divanı Uluslararası Heyet Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 7
Kayıt tarihi : 08/05/10

MesajKonu: Geri: Frank Foulkes.   C.tesi Mayıs 08, 2010 6:27 pm

Tebrik ederim, Rp'nizden çok etkilendim. Eski bir hikaye gibi. Özellikle betimlemeleriniz çok hoşuma gitti. 100 ^^
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Frank Foulkes.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
The Secret World :: KARANLIK MAHZEN-
Buraya geçin: