The Secret World
The Secret World, bütün gizemiyle sizleri bekliyor.
Cadıların bütün sırları ortaya çıkacak! Hadi Durma Sen de Katıl Aramıza!



 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sorcha Kuran

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sorcha Kuran
Kadim On Üçler Divânı Baş Koruyucu
Kadim On Üçler Divânı Baş Koruyucu


Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 27/04/10
Yaş : 27

MesajKonu: Sorcha Kuran   Salı Nis. 27, 2010 7:00 pm

Sonbaharın ilk günleriydi. Ekim bu sene bir öncekinden daha sessiz gelmişti. Ancak sokaklarda Cadılar Bayramı merasimi vardı. Her yer ışıl ışıldı. En eski korku filmleri sinemalarda yeniden canlanıyordu. Herkes gece yarısı için oldukça heyecanlıydı. Ancak benim için bir farklılık yoktu. Bana göre sorgulanması gereken bir eğlenceydi. Böyle düşünmeme rağmen evde oturmak yerine diğerleri gibi bir kostümün içine tıkılıp bütün gece boyunca sahte gülücükler dağıtacaktım. Bu geceki eğlence Edward’ın işiydi. Çok eski bir druid şatosu ayarlamıştı. Cadılar Bayramı’nı kutlamak Muggle doğumluları kabul etmek gibi bir şeydi. Ancak eğlence fikri olduğu için hiçbir Salazar soyundan gelen bunu sorgulamıyordu. Bütün gün boyunca inat edip somurtmuştum. Hatta akşam oluncaya kadar malikânenin tavan arasında oturup bulduğum eski bir romanı okumuştum. Tabi sonra Merdith’in zorlamasıyla tasarladığım kostümü giymek zorunda kalmıştım. Bugün her saniye daha da berbatlaşıyordu. Hayatım zaten zıvanadan çıkmak üzereydi. Ancak bunu önemsemiyordum. İşin en kötü tarafı bu gece dans etmek ve bol temasla ilgili bir sürü aktivite olacaktı. Ama böyle bir şeyi istemiyordum. Madalyonumu evde bırakırsam madalyona bir şey olabilirdi ancak yanıma alırsam bana dokunan herkes gırtlağımı parçalamak için yol arayacaktı.
Kostümüm malikânemin tavan arasında bulduğum bir portedeki kadının elbisesiydi. Kâğıt kadar beyaz tenli bir kadındı. O benim annemdi. Düşüncelerini öne sürdükleri için gözlerimin önünde katledilen ve hafızamın çoğunun benden alınmasını sağlayan saygın(!) kadın. Siyah saçlarımı dalgalandırıp omuzlarıma saldım. Mavi ve siyah tonlarından oluşan elbisemi düzenledim. Aynanın karşısına geçtiğimde ise karşımdaki kız portedeki kadına oldukça benziyordu. Her ne kadar inkâr etsem de geçmişimden kurtulamıyordum. Bu da hayatımı tehlikeye atıyordu. Ailemin diğer fertlerini hala bulamamıştım. Aramakta istemiyordum. Ben sadece Adriana olmak istiyordum. Karanlığın öz kızı olmak canımı yakıyordu. Mavi gözlerim madalyonuma kitlendi. Ne kadar da kostüme uygun görünüyordu. Mücevher sandığını açtım. İşaret parmağıma madalyonumla aynı motifler işlenmiş bir yüzük geçirdim. İşte hazırdım. Bir kez daha inkâr ettiğim şeyle yüzleşmeye gidiyordum. Bildiğim tek şey vardı bazı şeyler göz önündeyken görünmez olurdu. Bunun da öyle olmasını umut ediyordum. Çok şey kaybetmiştim. Lanet olsun! Daha on beş yaşındaydım.
Kapının zili beni kendime getirdi. Siyah saçlarım pelerin misali arkamda dalgalanırken evimizin baş kâhyası nefesini tuttu. Zavallı adam hayalet görmüşe dönmüştü. Bu gece nefes tutan sadece o değildi. Sevgilim de beni görünce şaşkına dönmüştü. O, Dracula kostümü giymişti. Koyu bal rengindeki saçları siyahlar içinde oldukça doğal görünüyordu. Edward kısa bir süre sonra kendisine geldi ve kolunu bana uzattı. Koluna girdim. Ancak kapının önündeki şey beni neredeyse bayıltıyordu. Edward bir at arabasıyla gelmişti. Sindrella’nınki gibiydi. Üstelik kostümlerimize de uyuyordu. Ancak Edward kostümümü nereden öğrenmişti? Tıslarcasına ‘Meredith!’ dedim. Meredith’in rengi sardı. Tabi ya, Edward Meredith’in zaafını biliyordu. Titus… Bu yüzden de kostümümün yüzyılını öğrenmişti. O limon tarlası Meredith’e bunu ödetecektim.
Arabaya bindikten sonra sakinleşmiştim. Uzun süre hiç konuşmadık. Druid şatosunun yerini merak ediyordum. Kısa bir süre sonra hiç ev görmez oldum. Ne oluyordu yahu?! Değişik taşlarla süslenmiş bir yola girdik. Başıma fena bir acı yüklendi. Saat daha dört civarıydı ama hava kararmıştı. Edward bir kolunu omzuma attı. Kısık ve yumuşak bir sesle ‘Biraz dinlen, Aşkım… Bütün gece benimsin!’ dedi. Sesinde bir şeyler vardı ama gözlerim kapanmaya başlamıştı. Normalde erken uyuyan biri değildim. Ama bu normal bir durumdu öyle değil mi?..
Rüyamda hava yağmurluydu. Ama bir yandan da beyaz bulutların arkasından güneş yükseliyordu. Beyaz bulutlar ve yağmur mu? Ah. Rüyalarım dahi mantığını yitirmeye başlamıştı. Üstümde Cadılar Bayramı için giydiğim kostümün beyazı vardı. Bedenimin kontrolü elimde değildi. Yavaş ve kendinden emin adımlarla yürümeye başladım. Yanıma sarı saçlı ve benimki gibi bir elbise giymiş bir kadın geldi. ‘Prenses anneniz kehanet kulesinde sizi bekliyor. Dolaşmak için doğru bir zaman değil.’ Kadının sesi oldukça güzeldi. Küçük çocuklara dinletmek üzere kaydedilen kasetlerdeki güven veren ses gibiydi. Bir malikâneye girdik. O da ne? Tanrım, burası benim evimdi. Malikânenin kulesine doğru çıktık. İçeride volta atan bir kadın vardı. Daha doğrusu içeride volta atan kadın benim annemdi. Beni görünce rahatladı ve bana sarıldı. Ona bağırmak, lanet okumak ve hayatımın şuan ki hali yüzünden hesap sormak istiyordum. Ancak sesim çıkmadı. Kontrol bende değildi. Annem konuşmaya başladı. ‘Sorcha, güzel kızım. Görücümüz bize üzücü haberler verdi. Seninle ilgili… ’ Gözlerim kadına kaydı. Yanakları kızarmıştı. Kahverengi gözleri uzun bir gecenin sabahındaymış gibiydi. Onu böyle ne yormuştu?! Cevabı kadın kendisi verdi. ‘Zaman kısa. Ölüm yakın. İntikam sizden alınacak. Doğa haykıracak. Garip şeyler olacak. Bugün kar yağacak. Prensesi tuzak yakalayacak. Bedeli Kuran kızı bu ge-…’
Devamı? Devamı neredeydi? Birden birini beni sarstığını hissettim. Devamını duymalıydım. Lanet olsun! Devamını duyamadan görüntü bulanmıştı ve biri ‘Sorcha? Hayatım geldik. Bütün gece uyuma olur mu?’ dedi. Ses Edward’ındı. Tanrım onu gördüğüm için sevinmiştim. Biriyle konuşmaya ihtiyacım vardı. Tam her şeyi anlatacaktım ki midemde derin bir acı oldu ve dilim resmen bana itaat etmemek için üst damağıma yapıştı. Bu talihsizliği unutmak adına mutlu bir adım attım dışarıya ancak o da elime yüzüme bulaşmıştı. Çünkü dışarısı kâbuslarımı kaplayan o geceler gibi kıpkırmızıydı. Gökyüzünün ortasında girdap varmışçasına siyah bir leke vardı ve Tanrı şahidimdir ki çok büyüktü. Etrafım yavaş yavaş kalabalıklaşırken düşündüğüm tek şey koca bir tuzağa balıklama daldığımdı. Lanet olsun! Hayatımın en heyecanlı Cadılar Bayramını geçiriyordum. ‘Şeker ya da şaka!.. ‘ diye düşünmekten kendimi alamadım. Elbisemin kolundaki asam çıkacak yerdeydi. Şanslıydım ki asa çekmekte çok hızlıydı. Asamı çeker çekmez yapamayacağımı umarak ‘Accio Süpürge!’ diye bağırdım ve da da dam!.. Süpürgem gelmişti. Kurtulabilirsem Madam Hoffear’dan yeni puanlama isteyecektim. Sonuçta yapmıştım. Her zamanki çevikliğimle süpürgeme yerleştim. Lanet olsun! Asalar çıkmıştı. Bu da niyetlerinin bayram kutlaması olmadığını açıkça belli ediyordu.
Süpürgemle uçmak hep heyecan verirdi. Ama bu sefer korku dışında bir şey veremiyordu. Siyah gür saçlarım arkamda dalgalanıyordu ve hava kutupları aratmıyordu. Başımın üstünden yeşil bir ışık geçmişti. Ancak temas etmemişti. Bu iyiydi. Görkemli şatonun etrafında yarım dönüş yaptım. Şatonun üç kulesi vardı. Birisi diğerlerinden daha uzundu diğer ikisi ise eşit boylardaydı. Ayrıca iki girişi vardı. Aslında birisi çıkış anlamı taşıyor gibiydi. Çünkü öndeki kapıya göre bu kapı oldukça küçüktü ve ormana açılıyordu. Kuşatma altında çok rahat kaçılabilirdi buradan. Şatonun pencereleri büyük ve şık tasarlanmak yerine küçük ve hapishane camları gibi kaba yapılmıştı. Ancak güzel bir elmastaki ufak bir çizik kadar değersizdi. Süpürgemin ucunu biraz aşağıya indirdim. Şatonun dipleri yosun bağlamıştı. Ve etrafında daha önce görmediğim bir hendek vardı. Hendek su ile doluydu. Geçmek istemeyeceğiniz türden bir hendekti çünkü içinde yaratık vardı. Aman ya, neye çarpmıştım ben?..
Yorulmuştum. Bir süredir uçuyordum. En fazla uçuşum yedi saat olmuştu ama şimdi kendimi yorgun hissediyordum. Şatonun büyük kapısının yolundan devam ettim. Aslında burayı merak ediyordum. Ne biçim bir yerdi? Yere yakın uçmaya başladım. Etrafımda değişik heykeller vardı. Güzel yüzlü cadılar, bir meleğe yakışacak kadar hoş görünümlü büyücüler ve tahta oturan liderler…
Tuhaftı, çünkü hiçbirinin altında isim yazmıyordu. Altlarında sadece ‘Merakını yenemeyenler ve ihanet edenler hep aynı çizgide giderler!’ yazısı vardı. Ne demekti? Niye düşünüyordum ki, eğer zeki biri olsaydım Ravenclaw da olurdum. Birden önüme atlayan tüylü bir şey gördüm. Pardon, bir şey değil birkaç şeydi. Bir kurt için bile oldukça büyük yaratıklardı. Tüyleri uzundu ve evcil olmadıkları gözlerinden okunuyordu. Şaşırmıştım. Sihirli Yaratıkların Bakımı dersinde de pekiyi değildim. Ama uygulama söz konusu olduğunda kimse elime su dökemezdi. Şimdi düşünelim böyle bir yaratığı nasıl öldürebilirdiniz?.. Ve tam puanlık soru bu yaratık da neydi?! Düşündüm de pekte iyi sayılmazdım. Ayrıca şaşırmamam gerekirdi. Çünkü bundan dört yıl önce böyle bir hayatın bir parçası olacağımı dahi düşünemiyordum. Ama şimdi Hogwarts Akademisinde okuyordum. Kurtlardan birisi bana hiçte dosta olmayan bir şekilde hırladı. Dişlerini fırçalamaya ihtiyacı var gibi görünüyordu. Süpürgeyle onu atlatabilirdim. Ama yeteri kadar yükselmem gerekiyordu. Bu da az mesafede imkânsız bir şeydi. Ama savaşmadan yem olmayacaktım. Süpürgemin sapını sıkıca kavradım. Nefesimi tutup süpürgemi yukarı kaldırdım. Gözlerimi kapatıp olası bir çarpışmaya hazırlandım. Ancak beklediğim çarpışma gerçekleşmedi ve sadece ayaklarıma yumuşak bir şeyin temas ettiğini hissettim. Yaşasın! Kendime uçuştan on üzerinden on veriyordum. Kurtlar arkamdan hırlıyordu. Gür bir orman vardı. Hiç düşünmeden ormanın sıkı ağaçları arasına daldım. Düşünmeden diyorum ya, düşünmediğim için -ve asıl neden görmediğim için- bir ağaca çarpıp süpürgemden düştüm. Canımın ne kadar yandığına dikkat etmeden süpürgeme baktım. Düşüş beni ormanda sürüklemişti. Yavaş yavaş süpürgemin yanına gittim. Kırılmıştı ve ben onu onarabilecek halde değildim. Hayal kırıklığımla ormanın derinliklerine sekmeye başladım. Ormanda kızıl bir sis var gibiydi. Bacağım çok ağrıyordu. Ağaçların dallarına tutuna tutuna gidiyordum. Ormanda dev kavaklar ve kocaman ve kocaman meşe ağaçları vardı. Süpürgemin bana destek olmaktan başka bir işe yaramaması ne yazıktı. Elbisemin kuyruğu bil dala takıldı. Eğilip kurtarmak yerine çekiştirerek yırttım.
Bir süre sonra gözlerim kızıl sise alışmıştı. Bir ağaca dayandım. Tükenmiştim. Uzun bir süredir bu ormandan çıkmaya çalışıyordum. Fakat başardığım söylenemezdi. Gözlerim yerdeki bir dala sabitlendi ve dehşetle açıldı. Bu lanet olası ormanda daireler çizip duruyordum. Sinirlemek kollarıma güç getirmiş olacaktı ki, öfkeyle ağacın kabuğuna bir yumruk patlattım. Ağaçtan yarılma sesi çıktı ve bir ışık patladı. Demek ki bölge büyüsü içerisindeymişim. Yeşillik yerine gökyüzünü görmek harika bir şeydi. Her ne kadar kırmızı olsa da özgürlük hissi veriyordu. Asfalta çıktım. Asfalt mı? Etrafıma bakmaya başladım. Koyu gri renkteki asfaltın üzerinde kanla çizilmiş bir bermuda üçgeni vardı. Ciddiyim, dokunmuştum ve kandı. Etrafım, çember şeklinde alev aldı. Çıkış yolu yoktu. Uçmak dışında…
Üçgenin beş ucunda da birer siyah pelerinli büyücü veya cadı belirdi. Bilmiyordum, çünkü hepsinin yüzleri kapalıydı ve pelerinler boldu. Ayrıca kelimenin tam anlamıyla tehlikeli bir duruşları vardı. Başları olduğu belli olan biri kapüşonunu çıkarınca diğerleri de çıkardı. Hepsi oldukça ciddi duruyorlardı. Tanıdık görmeyi ummuyordum ama dostum(!) Meredith, sevgilim(!) Edward ve şirin sevdalım(!) Kaname oradaydı. Kaçmam gerekiyordu. Ama bunu yapamıyordum. Sanki olduğum yere mıhlanmıştım. Lanet olsun. Adrenalin damarlarımda kanla beraber dolaşıyordu. Şu an burada olmamın nedeni olan kanla beraber… İçimden sihirli sözcüğü fısıldayıp süpürgemi onardım. Tanrım! Buradan sağ salim çıkamayacaktım. Tekrar süpürgeme bindim. Yükselirken sırtımda derin bir acı hissettim. Gözlerimin önü karardı. Karanlık kazanmıştı. Daha gençtim ama ölümün acı yüzü görüyordum. Arkama döndüm beni vuran kişiyi görebilmek için. Kaname’ydi. Ona çok eziyet etmiştim. Cezamı tabii ki de o verecekti. Gülümsedim. Nedenini bilmiyorum ama gülümsedim. Sonra süpürgemle birlikte yere doğru süzülmeye başladık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexander Bedwyr Coeus

avatar

Mesaj Sayısı : 127
Kayıt tarihi : 23/04/10

MesajKonu: Geri: Sorcha Kuran   Salı Nis. 27, 2010 7:10 pm

95
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sorcha Kuran
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
The Secret World :: KARANLIK MAHZEN-
Buraya geçin: