The Secret World
The Secret World, bütün gizemiyle sizleri bekliyor.
Cadıların bütün sırları ortaya çıkacak! Hadi Durma Sen de Katıl Aramıza!



 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 * Ana Kurgumuz

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Clíodhna Clodagh

avatar

Mesaj Sayısı : 25
Kayıt tarihi : 23/04/10

MesajKonu: * Ana Kurgumuz   C.tesi Nis. 24, 2010 6:43 pm

Birkaç yıl önce Sophie Senders’ın kızına yazdığı bir mektup.
Sevgili Salomé,

Bu kadar klişe bir başlangıç yapmak istemezdim bu mektuba ya, sen bunu okuduğunda, on altı yaşında, pırıl pırıl bir genç kız olacaksın. Bense, çoktan toprakla bütünleşmiş olacağım ancak yine de büyüdüğünü göremediğim için üzüleceğim. Seni bir başına bıraktığım için bana kızabilirsin ya, inan başka seçeneğim yok. Ölme vaktimin geldiğini hissediyorum. Nefes almak şimdiden zor, bakırımsı tadın ağzıma gelmeye başladığını hissedebiliyorum. - Hayır, ölümümün detaylarını anlatarak, seni yalnız bıraktığım için bana duyduğun nefreti arttırmamalıyım. Yine de, bu önemli bir olay, değinmemi hakkediyor. Seni yalnız bırakmak olmasa, öldüğüm için üzülmezdim çünkü bu; bir başkasının daha doğduğunu gösteriyor. Benim gibi bir başkasının… Ve senin gibi, bir tanem.

Benden başka kimsen olmadığı, ben bu satırları yazarken senin de daha ayakkabılarının bağcıklarını bile bağlayamadığın düşünülürse, bunu okuma şansını eline geçirdiğinde, iyi insanlar tarafından büyütülmüş olacaksın. Tek başıma çalıştığım düşünülürse, maalesef iyi ama sıradan olanlar tarafından. Ve büyük bir yanılgının içinde olacaksın. Bazı masalların gerçekten masal olduğunu söyleyecekler sana. Belki sen de hafiften keşfetmeye başlamışsındır tatlım, bazıları öyle değil. Ve annenden bir gerçek daha hadi sana, hayat adil değil. Biz eşit doğmadık. Hayır, senin çevrendeki diğerlerinden daha güzel ya da daha zeki –eh, olmasan bile, bence öyle olacaksın- olmandan bahsetmiyorum. Farklı bir yeteneğin var. Sadece sınırlı sayıda insanın sahip olduğu, büyük bir yetenek.

Tatlım, sen bir cadısın, çünkü ben de bir cadıyım.

Ah, eminim karga bir burnun, burnunda da kocaman bir sivilce yok, saçların bir süpürgeyi andırmıyor ve ten rengin de yeşile çalmıyor. Efsanenin çoğu gerçek olabilir ancak bu kısmı değil. Sana deli saçmasıymış gibi gelecekse de, gerçekten bir cadısın.

Cadılık, kısaca kan yoluyla geçiyor ve sayımız, dünyanın yaratıldığı ilk günden bu yana belli. En başta olduğundan bir cadı bile fazla olamaz. Bu yüzden, ne zaman bir cadı doğsa, onun yerine bir başkası, kendi kanında boğularak ölmek zorundadır. Eğer bir cadı, doğal yoldan, başka bir cadı doğarken ölmez de bir şekilde öldürülür ya da bir kazaya kurban giderse, bu denklemdeki yerini yani yerine yeni bir cadının gelmesi hakkını kaybeder. Sayımızın, bir bin yıl öncekinden mesela, bu kadar çok az olmasının sebebi de bu işte. Ama ben, denklemdeki rolümü tamamladım ve benim yerime yeni bir cadı gelebilecek. Bu arada, evet tatlım, kurşun geçirmezliğin falan yok ancak yaşlılıktan ölme olasılığın da yok. Bu arada, güzelliğimizi normal insanlardan daha fazla koruyoruz. Bu denklemin amacı neydi, bilmiyorum. Muhtemelen, bizimki kadar büyük bir gücün sınırlandırılması gerektiğini düşündüler. Cadılar olarak, dünyayı işgal etmemiz, imkansız kısacası. Kendi aramızda da sadece birkaç defa savaş çıktı zamanın başından beri.

Aslında, elimizden fazla bir kötülüğün gelmemesinin tek sebebi sayımızın belli olması değil. Bütün cadılar, ‘Üçler Yasası’nın etkisi altındadır. Bu yasayı da yaptığın kötülük sana üç katıyla döner, şeklinde özetleyebilirim kısacası. Tabii bunun istisnaları var, büyü kulağına iyi geliyorsa yaptığının kötü bir sonuç yaratması bir sorun yaratmıyor. Meşru müdafaa için de aynısını söyleyebilirim. Bir de insanların istekleri söz konusu tabii. Bir çeşit intikam meleği işlevimiz de var kısacası. Ancak -sadece- kendi çıkarlarımız için bir kötülükte bulunabilmemiz mümkün değil. Bu kuralı atlatmanın yollarını bulanlar da var, dediğim gibi. Açık görüşlü ancak birkaç tane normal insanla, kötü ve ulu bazı varlıkların arasında aracılık yaparak kanında cadılık bulunmayan insanlara da biraz büyü yeteneği aşılayabilmek mümkün ancak onlar, tam olarak bir cadı sayılmıyor. ‘Psödo cadılar’ diye anılmalarına rağmen, yetenekleri sınırlı. Ancak üçler yasasının onları etkilememesi, Psödo cadıları bizden daha tehlikeli kılıyor. Bu Psödo cadıları daha güçlü kılmanın ve bunu yaparken üçler yasasından muaf kalmalarını sağlamanın bir yolu olduğuna ve o yolun da Necronomicon adında, yeri bilinmeyen bir kitapta olduğuna dair bir söylence var. Yüce On Üçler bu konuda-

Ah, sana Yüce On Üçler Divânı’ndan daha bahsetmedim. Biz, yani bütün cadılar, Yüce On Üçler’e bağlıyız. Bu cadılar meclisinin on üç tane üyesi var ve cadı ırkını ilgilendiren sorunları görüşüp kararlar alıyorlar. Bu on üç cadı ve büyücü, büyücülerin en güçlüleri arasından seçiliyor ve kuruldukları tarih belli değil ancak izleri, Eski Mısır’a kadar gidiyor. Birkaç bin yıl önce, normal bir cadının ya da büyücünün, Yüce On Üçlerden biriyle görüşmesi mümkün değildi tabii ki. Ancak cadıların sayısı gittikçe azalınca Yüce On Üçler, yeni cadıların ve büyücülerin eğitimlerini bizzat üstlenmeye karar verdiler. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan büyücüleri sen de ziyaret edecek ve onlardan, büyünün farklı dallarını öğreneceksin. Bu gezici eğitimin bir çok sebebi var tabii, bir kere, cadılara her ırkta rastlamak mümkün. Ayrıca, aynı yerde yaşamamamız, bulunmamızı da zorlaştırıyor.

Yüce On Üçler Divanı, büyücülük açısından önemli bir anlamı olan belirli günlerde toplanıyorlar ancak bunun haricinde, on üç cadı ve büyücü, bulundukları yerleri nadiren terk ediyor. Divâna bağlı olarak çalışan bir grup da var tabii ki. Öğrencilerin tespiti, bilgilendirilmeleri gibi işlerle görevli memurlar; dünyada yapacağın yolculuk boyunca güvenliğinden emin olacak koruyucular ve büyücülerle cadıların birbirleri arasındaki davalara bakan bir mahkeme, dünya üzerindeki cadılarla büyücüler arasında koordinasyonu sağlayan uluslar arası bir heyet de var. Küçük gruplar halinde bir arada yaşayan cadılar ve büyücüler de var tabii. Yaşadıkları o gruba ‘coven’ deniyor ancak ben bir covena bağlı değildim. Benim gibi, büyülerini tek başına yapan cadılara ya da büyücülere de ‘solitary’ deniyor. İki solitary cadı ya da büyücü beraber çalışırlarsa da bu ‘ortaklık’ adını alıyor. Cadılık malzemelerini sıradan yerlerden de temin edebiliyoruz genelde; ancak bunları, normal insanlar için bir paravan kullanarak açtıkları dükkanlarda satanlar da var.

Tatlım, ne yaparsan yap, senden yapmamanı istediğim tek bir şey var. Necromancy denen bir büyü dalında öğreneceklerini, benim üzerimde denememeni rica ediyorum senden. Daha eğitimine başlamadığın için, sana bunu açıklamalıyım önce. Ölüleri hayata döndürebiliriz. Gerçi tam olarak dönmüş sayılmazlar. Her şeyden önce bunlar, Morteuslar, kendi benliklerini büyük ölçüde korurlar ancak denemiş bir arkadaşım, ölü olduklarını bir şekilde hissettirdiklerini, onların yakınında olmanın huzursuzluk yarattığını söylüyor. Sadece güneşin batışından, doğuşuna kadar yaşarlar, güneşin doğuşuyla beraber bir toz yığınına dönüşürler ancak güneş tekrar battığında, tekrar canlanırlar. Bu, taktıkları tılsım –zümrütten herhangi bir takı- çıkana kadar devam eder ancak Morteuslar, bunları kendileri çıkartamazlar. Bu sihirli takıyı büyüleyen hariç, herkese normal görünürler ancak tılsımı yapan kişi, onları toprağın altındaki haliyle görmek zorundadır. Tılsımın bir başka etkisi de, Morfeusların karakterlerini korumalarına rağmen, tılsımı yapan kişinin emirlerine uymak zorunda olmaları. Ayrıca, ölümden sonraki hayata dair bir şey hatırlayamamalarına rağmen, huzurlu hissettiklerini ve aniden bunun bozulduğunu hatırlayabiliyorlar. Öte yandan, bir Morteus yaratmak kolay değil. Birkaç yüzyıldır beş taneden fazlasını yaratana bile rastlanmadı. Doğal büyülerle ve çok güçlü bir iradeyle bile, morteusların sayısı artınca onlar üzerindeki etkilerini kaybediyor büyücüler. Ancak bir ordu oluşturmanın bir yolu da var tabii ve bu da bizi tekrar Necronomicon'a getiriyor. Kısacası, iki tarafın da kitabı aramak için yeteri kadar sebebi var.

Evet tatlım, sanırım anlatmam gerekenlerin hepsi bu. Hoş, fazlası olsaydı bile anlatacak vaktim olmazdı herhalde.
Seni seven annen,
Sophie.

_________________
Some people say that I have the hearth of a child, I do, it's in jar on my desk.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
* Ana Kurgumuz
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
The Secret World :: KARANLIK MAHZEN-
Buraya geçin: